yapboz hakkında yazmaya başlayıp da çalışmaya devam etme zorunluluğu ve yazmaya üşenme birleşince yarım bıraktığım yazıya devam edeyim bari..
yapbozu aldım, cümle aleme ilan ettim, sonra yarıda bıraktım ama nedir bu hadise? takıntılı insanların meşgalesi midir? bence kısmen evet; biraz takıntılı olmayanın yapacağı iş değil, alıp da bir süre sonra kutuyu ücra bir köşeye kaldıran birkaç kişi tanıyorum..
peki takıntılıyız, ben bunu yaparım diye gaza geldik, yapbozumuzu da aldık, sonra ne yapmamız lazım? yeni başlayanlar için adım adım anlatmak gerekirse, özetle şu şekilde..
öncelikle, "ooh ne güzel olacak bu, hadi iki üç parçayla başlayayım, sonra adam ederim" diye gaza gelip, kutuyu yırtarcasına açıp başlamamak gerekiyor.. ilk olarak yapboza tahsis edecek bir alan belirleyip bir alt - bir üst olmak üzere (kırtasiyelerden rahatlıkla temin edilebilecek) iki kalın mukavva almak ya da yapboz halısı (çok da özel bir ürün olmadığını düşünüyorum, rulo yapılabilen ve yapbozun boyundan biraz büyük herhangi bir cisim olur bence) almak gerekiyor.. şahsen -yapboz bitene kadar tahsis edebilecek o büyüklükte bir alan veya masa varsa- mukavvayı tercih ediyorum, yaparken de yapıştırırken de daha güvende hissettiriyor.. diyelim ki dayanamadık, başladık.. ne oluyor? bitip de yapıştıracağımızda başımıza bela oluyor, ayrıca yapbozun yerini değiştirmek hayal oluyor efendim.. yapboz eve gelince kendini tutamadığı için uzun bir süre daha kullanamayacağı bir masaya sahip olan biri olarak söylüyorum; yapmamalı..
yapbozumuz kuzu kuzu kutusunda yatıyor, mukavva ya da yapboz halısı gibi uygun bir zeminimiz de hazır, peki şimdi ne yapacağız? öncelikle çerçeve.. kenar parçaları bulup çerçeveyi oluşturarak başlamak "vay be, bu kadar büyük müymüş" diye düşündürmenin yanında yapbozun kalanı için de büyük kolaylık sağlıyor.. mazoşist olmadığınızı varsayıyorum tabii.. yoksa ortadan başlayın kenara doğru gidin, bana ne?
çerçeveyi hazırlayıp yapbozun devamına geçtikten sonraki uzun ve sancılı süreçte en çok dikkat edilmesi gereken nokta akıl sağlığı.. önce renklere, sonra belirli desenlere, sonra şekillere göre birçok sınıflandırma denedikten sonra hiçbirinin derman olmadığını fark edeceksiniz.. bu aşamayı atlatmak kişinin yaratıcılığına kalmış..
yapbozun yapımı esnasında dikkat edilmesi gereken diğer bir nokta; anne, kardeş, temizlikçi, evcil hayvan, hayvan arkadaş gibi faktörler.. o yapboza kimsenin -yapıcı ya da yıkıcı amaçlarla- dokunmayacağına emin olmak lazım.. kimi firmalar kaybolan parçaları temin ediyor olsa da, kaybedilen ruh sağlığı geri gelmiyor.. aslında yapboza yapıcı amaçlarla yaklaşanlar da dikkatle takip ve bertaraf edilmeli.. şöyle ki; iki bin parçalık yapbozun son 5 - 10 parçasının zafer sarhoşluğu içerisinde koyulacağı anı beklerken kazara yapbozun yanından yöresinden geçen bir annenin yapbozu bitirmesi yıllar sonra bile kalıcı izler bırakabiliyor.. (şu anda gözüm seğiriyor, evet.)
ilginç bir şekilde birkaç gün ila birkaç haftalık süre sonunda yapbozumuz sağ salim bitti, peki şimdi ne yapalım? yapıştıralım..
öncelikle, iki mukavva arası sandviç tercih etmiş olanların kolayca yapabileceği bir işlem olarak, yapbozu tersine çeviriyoruz.. sonra, kırtasiyeden bir çay parası karşılığında tedarik edeceğimiz koli bandını kullanarak -ve bantla yapboz parçalarının arasında boşluk kalmamasına dikkat ederek- yapbozu baştan aşağı koli bandıyla kaplıyoruz.. torunlarımızın "vay, ne sağlam yapmışlar, eskiden her şey daha kaliteliydi işte" demesi için bence bu elzem bir adım..
koli bandının çıldırtıcı seslerine, sağa sola yapışan ve çıkmayan bantlara, ucunu kaybettiğimiz bant rulosuna tahammül etmeye çalışarak işlemimizi tamamladıktan sonra; geldik yapbozun yüzeyini yapıştırmaya.. yapbozu ters çeviriyoruz ve farkediyoruz ki yapbozun arkasını bantlarkenki kadar rahat olamayacağız, en ufak bir aksaklık gözümüz gibi bakarak bugünlere getirdiğimiz yapbozumuzu çöpe gönderebilir..
-en azından benim bildiğim kadarıyla- iki tip yapıştırıcı var.. tüpte hazır satılanlar ve toz halinde satılıp su ile karıştırılanlar.. hayatını yapboza adamış bir satıcı bana toz yapıştırıcı kullanmamı tavsiye etmişti.. sebebini şu an hatırlamasam da bu tavsiyeyi aynen iletiyorum, olası sorunlardan ötürü sorumluluk kabul etmiyorum.. (bu aşamada ek bir not: bazı yapboz markalarının içerisinden yapıştırıcı çıkıyor, alırken kutuya bir göz gezdirirseniz ekstra yapıştırıcı almaktan kurtulmuş olursunuz..)
yapıştırıcının ambalajında kullanım talimatı olmakla beraber, "bu ambalajı kullanarak yayabilirsiniz" gibi kolaycı ve moronca bir talimat görmüş olduğum için, mümkün olduğu kadar renksiz/baskısız bir kağıt kullanılmasını öneriyorum, aksi halde yapıştırıcının mürekkebi çıkarıp yapboza yeni boyutlar kazandırması mümkün.. ayrıca, mümkün olduğu kadar bölgesel birikim yapmadan ve yapbozun tamamında parçalar arasındaki boşlukları dolduracak şekilde yaymak yapbozun ıslanıp, hamurlaşıp, kabarmaya başlayıp "aha bitti her şey, emeklerim araya gitti, balkondan aşağı atarım ben bunu" gibi fevri tepkiler vermeye sebep olmasını önlemeye yardımcı olabilir, benden söylemesi..
yapıştırıcı da tamamlandığında yapbozu havadar bir yerde kurumaya bırakarak, daha önce yapbozdan uzak tuttuğumuz bilumum insanı ve hayvanı bir süre daha yaklaştırmıyoruz..
kuruduğunda gözümüze hala kusurlu görünecek, "burasının tutkalı fazla, bu parçanın kenarı açılmış, bak burası birleşmemiş" gibi tepkiler vereceğiz, normaldir.. yapbozumuzu mukavvalarımızın arasında -ve yağmursuz bir havada- çerçeveciye götürerek, kendisinin tavsiye ettiği -mat- cam ve kendi seçtiğimiz çerçeve ile cüz'i bir ücret karşılığında çerçeveleterek eve getirdiğimizde ve camı şöyle bir silerek parmak izlerini giderdiğimizde, bununla yetinmeyerek karşısına geçip baktığımızda bir annenin yeni doğmuş çocuğuna bakarken hissettiklerini anlayacağız.. (halihazırda anneysek, hatırlayacağız..)
duvarın seçimi, matkap kullanımı ve yapbozun düz asılmasını sağlamak size kalmış efendim, hayırlı olsun..
bu yazı, annemin son birkaç parçasını yerleştirdiği sevgili yapbozum carnaval d'arlequi'ye adanmıştır..
10.3.08
12.2.08
dozu ayarlandığında yapboz muhteşem bir meşgale.. dozu derken; yapbozla ilgilenilen süre.. kafayı dağıtmak için gayet iyi olsa da belirli bir süreden fazla uğraşıldığında kafayı çizmeye sebep oluyor..
daldan dala atlayayım; yapboz deyince anlamamış gibi davranıp sonra "haa puzzle mı" gibi tepkiler verenler var.. yapboz arkadaşım bunun adı, gayet de güzel bir isim.. kabul ediyorum, yaptıktan sonra bozmaya kıyabilen çok az kişi vardır, çocukken yaptığımız 10-15 parçalık yapbozlarda mümkün olabilir sadece.. yine de bence bulunabilecek en güzel isim bu, zorlamayın kendinizi puzzle diye..
sinir faslını geçersem, yapboza taktım kafayı.. bu sefer kanlı canlı bir şeyler olsun dedim, robert doisneau'nun le baiser de l'hotel de ville adlı fotoğrafının yapbozunu aldım..
gerçi bir süredir masanın üzerinde yatıyor, iş-güç-üşenme-vs. derken bir türlü tamamlayamadım, aynı zamanda üstündeki örtüye rağmen kedinin hallenmesinden de korkuyorum.. (mukavva ya da yapboz halısı gibi daha sağlam bir koruyucu kullanmamak tamamen benim eşekliğimdir..)
uzun lafın kısası (daha uzatasım var ama çalışmam da lazım); sabrı ve zamanı olmayan bu işe girişmesin, olan da bitirip çerçevelettikten sonra kendini sanatçı sanacak kadar gururlanacağını, eserini öpüp okşamak isteyeceğini bilsin..
bu yazı yapboz-1 olsun, ikinciyi bilahare yazayım..



